GİRESUN - GÖRELE - GÜNEYKÖY KÖYÜ
Hoş Geldiniz, Bizi İhmal Etmeyin!

GİRESUN - GÖRELE - GÜNEYKÖY KÖYÜ

Güneyköy mensuplarının paylaşım alanı ***Guneykoy.Net***
 
AnasayfaKapı*TakvimGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Çanakkale Mahşeri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 82
Yaş : 30
Kayıt tarihi : 07/04/08

MesajKonu: Çanakkale Mahşeri   4/24/2008, 16:43

Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev hayattır. Bu nedenle bir lokma için şerefini ayak altına, bir anlık zevk için namusunu lekelemeye, bir zamanlık mevki için ayak öpmeye, günlük menfaatler için faziletini karartmaya değmez.” sözleriyle insan karakterini tahlil eden zat ne güzel söylemiş.

Bir millet ve bir medeniyet büyük muzdarip ve çilekeşlerin öncülüğünde kurulmuş ise, sıhhatli, istikrarlı ve gelecek adına ümit vericidir.

Her milletin bir tarihi, geçmişi, önemli günleri, bayramları, zaferleri ve mağlûbiyetleri vardır.

Millet vardır, tarih deyip destan yazar, kitâbelere, geçmişine ihtişam kazandırır. Bunlara “tarih yazan milletler” diyebiliriz. Millette vardır ki, tarih yapar, destan ve türküsünü başkalarına bırakır.

Türk milleti tarih yapan millettir.

Osmanlı en haşmetli devrini yaşadığı yıllarda hassas, ince, kanlı, canlı ve imanlıydı. Memleket her bir meseleyi dert edinmiş, düşünen kafalar ve safi gönülleri her güzel telkine açık, hazır kuvvet ve halkla doluydu. Milletin bir ferdi gibi meselelerin bizzat içinde, halktan hiç kopmamış idareci... Meselelerini bilen ilim adamı... Mutî bir millet... Ve dimdik ayakta koca bir memleket...

İdareciler için en güzel sığınak, hesap ve mes’ûliyet şuuru ile hareket etmek, insanlardan bir insan olduğunu unutmamak, kul gibi yiyip kul gibi oturmaktır.

Allah’a hesap vermek düşüncesinin ağırlığı, mes’ûliyetini idrak etmiş olan idarecilerin her zaman belini bükmüştür.

Sadece kendi hesabını değil, milletin hesabını vermek...

Memleketi darda kaldığı zaman sahipsiz bırakmamak... Vazife verilince almak... İstememek... Vazifenin peşinden koşmamak... Üstünlük ve ehliyet iddia etmemek... Koltuğa sevdalanmamak... Marifet herhalde buradadır.

Arif Nihat ASYA bir şiirinde:

Sen bu koşuyu kaybetmezdin yiğidim,

Gölgen ayaklarına çelme takmasaydı.

der.

Gölgeler ayaklara çelme takınca, körler kendisinden pay biçip âlemi suçlarlar.

Büyük adam görünmek isteyenler her zaman küçülürler ve iki büklüm olurlar. Tarihte bunun nice misâlleri vardır.

Herkes hakkını verebileceği yerde durmalıdır. Zulme âlet olmamalıdır.

CİCERO “ihtiyarlık” isimli eserinde “En büyük devletler gençler tarafından yıkıma sürüklenmiş, ihtiyarlar tarafından kurtarılmış ve kalkındırılmış.[1][1] der. Bu hayat tecrübesinden süzülen hakikatin en iyi misâllerinden birisi de ne yazık ki, Osmanlı İmparatorluğu’nun âkıbetidir. Enver, Talât ve Cemal paşaların Osmanlı İmparatorluğu’nun kaderine hükmetmeye başladıklarında tecrübeleri, yaşları devlet idaresinde ihtiyaç duyulan yeterlilikte değildi. 4.483.000 km²’lik Osmanlı toprağını on yılda tasfiye edip düşman işgâline uğramadık birkaç vilâyet bırakmak ve bir milleti yokluğa, savaşa, sıkıntıya ve mahva uğratıp ardından istiklâl mücadelesine mahkûm etmek bu üç zatın ihtirası, hırsı, makam ve mevkî doyumsuzluğu ve dünyaya tamahının sonucu değil midir? [2][2]

Halk hâlin, liderler ise istikbâlin efendisidir.[3][3] İstikbâlin efendisi olan liderleri çoğu zaman kendilerine ihtiyacımız olduğunda bulamıyoruz.

20. yüzyılın Türkiye’yi ilgilendiren bütün hadiseleri, hangi imbikten süzülürse süzülsün netice asla değişmez, şu iki senteze ulaşmak mukadderdir:

1) Mustafa Kemal’in iktidarı “zamanında” eline geçiremeyip “zamansız” gidişi,

1) 2) II. Abdülhamid’ in her şeyi ”zamanında” hazırlayıp kotardıktan sonra tahtından “zamansız” indirilişi...

O nice kötülüklerimizi, çeşitli millî felâketlerimizi en başta bu iki sebebe bağlamak mümkündür.

Milletlerin tarihî kaderlerini ekonomi-politik sebeplere bağlayan materyalistler bile eninde sonunda “lider-insan” kudretinin azâmetine inanmışlardır. Dünya tarihinin bütün büyük hadiselerinde başrol daima “harika adam”ındır. “Zamanında” işlere el koyabilmiş olan “harika adam”ların...[4][4]

Bir millet için tarihi geçmişe sahip olmak ne kadar önemli ise, tarihi doğru tespit etmek, doğru yorumlamak ve bunu geniş kitlelere yaymak da o kadar önemlidir. Türk milletinin asırlara yayılan zengin bir geçmişe sahip olduğu âşikardır. Ne var ki, tarihimizi lâyıkıyla tespit ettiğimizi, doğru yorumladığımızı söylemek bugün için kolay değildir. Bu eksikliğin en kısa zamanda giderilmesinin şart olduğu, tartışılmaz bir gerçektir.

Bugün tarih çalışmalarının zayıf kalmasının müsebbibi-hiç şüphesiz-ilim ve araştırma çevreleridir. Bunu düzeltmek de aynı çevrelere düşer. Tarih ilmiyle uğraşanlar başta olmak üzere, aydınlarımızın tamamı, bu eksikliği gidermekle mükelleftirler.

Türk tarihinin en anlamlı safhalarından birinin yaşandığı Çanakkale, verimli çalışmalar beklemektedir.

Çanakkale Savaşları, Mehmed TAL’AT’ ın: “Yapılan bu harpler arasında bilhassa Çanakkale Müdafaası bir mucize idi. Maren savaşından çok yüksektir. Maren iki senelik bir müddet için Fransa’ya bir siper oldu, bu kadar bir sihre mazhar oldu. Halbuki Çanakkale Çar ve Moskof şirret ve tasallutunu, gayz ve kinini parçaladı; şarkın ebedî halâsına (kurtuluşuna) mübeşşir oldu. Göğün, güneşin necip ve nezih evlâtlarına hürriyet ve istiklâlin altın tacını bahşetti ve sonra beşeriye karıştı.” sözleriyle ifade ettiği gibi, Türk Tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. XX. Asrın eşiğinde kopan bu fırtına iyi değerlendirilmediği takdirde, ona bağlı olarak meydana gelen tarihî ve sosyolojik olaylar da daha doğru bir şekilde değerlendirilemez ve anlaşılamaz.[5][5]

_________________
Nerde bizim köy....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://guneykoy.5forum.info
Admin
Admin
Admin
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 82
Yaş : 30
Kayıt tarihi : 07/04/08

MesajKonu: Geri: Çanakkale Mahşeri   4/24/2008, 16:50

ÇANAKKALE SAVAŞLARI BİZE HANGİ MESAJLARI VERİRİ?

Zaman bir kere yaşandıktan sonra, artık tarihe aittir. Tarih ise; ibrettir, emsâldir, en önemlisi de bugünü ve yarını anlayabilmenin temel dersidir!..

Millî muhayyile, resmî ve ilmî tarihin çeşitli sebeplerle, söylemediklerini veya söyleyemediklerini, belki “millî şuuraltı” diyebileceğimiz bir sahiplik duygusuyla hıfzeder, zamanı gelince de bu hazinenin kapılarını açar. Millet, kendi mazisini dokuyan hâdiseleri “vicdan” süzgecinden geçirerek ona “millî-manevî tarih” hüviyetini kazandırır. Tarih o süzgeçten süzülmeden aslî rengini bulamaz. Tarihçi de o rengi arayıp bulmadıkça “resmî tarih”in kalıplarından dışarı çıkamaz.

Bir milleti geleceğe taşıyan, o milletin manevî değerleri, ortak ülküsü, benlik ve tarih şuurudur.

Millî şuuraltı” diyebileceğimiz bir sahiplik duygusunun, ancak, topraklarımız üzerinde kurulu “manevî laboratuar”da verilmesi birinci vazifemiz olmalıdır.

Türk ordusunun Balkan Savaşı’nda uğradığı yenilgi, Türk ve dünya kamuoyunda zedelenmiş ve hattâ yitirilmiş onuru, Türk erkeğinin alnında kara bir leke gibiydi.

Dünyada sebep ve sonuçlarıyla tarihin seyrini değiştiren pek az olay yaşanmıştır. Bunların en önemlilerinden biri Çanakkale Savaşlarıdır. Aradan uzun bir zaman geçmesine rağmen, tesirleri halâ devam etmekte ve tazeliğini korumaktadır. Bu savaşlar, asil milletimizin ruhunda, her Türk ailesinde ve ocağında ulvî duygular uyandırmıştır...

Türk tarihinde Çanakkale savaşları başı bulutlara gömülü sıradağlar gibidir. Olayların hepsi de birbirinden yüce, birbirinden muhteşem kahramanlıklarla doludur.

Çanakkale savaşları, Türk’ün yalnızlığının, fedakârlığının ve kahramanlığının efsanevî tarihidir!..

Çocuklarımıza, Çanakkale’de yaşanan millî şuur ve yüksek ruh anlatılmadıkça, onların vatan sevgisini yeterince tatması mümkün değildir!..

127. Alay Komutanı Yarbay Hasan Lütfü Bey’in kendisine istihbarat görevi verdiği Çerkeşli Asteğmen İsmail’in “Döner gelirsem komutanlar beğenir! Şehit olursam, toprak beğenir!” sözü millî şuurumuzu yansıtan ne güzel bir sözdür.

Çanakkale savaşları sırasında çekilmiş siyah-beyaz fotoğrafları inceleyin. Bu fotoğraflar; cesaretin, fedakârlığın, vatanseverliğin, haysiyetin destanıdır.

Dünyanın en paha biçilmez ve kanla yoğrulmuş toprağı herhalde Çanakkale topraklarıdır.

Birinci Dünya Savaşı’nın sebebi ve gayesi, dünyanın en büyük İslâm devleti olarak görülen Osmanlı Devleti’nin Hıristiyanlar tarafından paylaşılması ve İslâm âleminin son bağımsız devletinin ortadan kaldırılmasıdır.

Bu gayenin tahakkuku için var güçleriyle üzerimize çullanmışlardır. Durmadan ateş ve ölüm kusan dev toplar, hiç susmayan makineli tüfekler, vızır, vızır siperlerin içinde patlayan bombalar, gencecik insanlara ait parçalanmış binlerce ceset, kollar, bacaklar, başlar gövdeler, binlerce yaralının acı iniltileri, ölüm korkusu, öldürme içgüdüsü ve savaş ötesinde uzaklara ve uzaklarda yaşayanlara duyulan özlem, hasret…

Bir tarafta Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’a ulaşmayı hedefleyen güçlü birleşik ordularıyla, onların dev zırhlı gemileri ve tam teçhizatlı askerleri, öte yanda ise canı pahasına ülkesini korumaya ve savunmaya ant içmiş zaruret içinde ve göğüsleri iman ile dolu Türk askerleri…

Çanakkale, yüz binlerce genç insanın ölümle tanıştığı yer, çoğu nerede, neden savaştığını bile bilmeden bu toprakların kucağında, bedenlerini parça, parça bıraktılar. Yüz binlerce ölü ve şimdi burasını mekân tutmuş ruhlar…

Gelibolu yarımadası; yemyeşil tepeleri, masmavi denizi ve koylarıyla aslında cennet gibi bir yarımada. Gelin görün ki, her adımda ölümün izlerini yaşatıyor insana. Adımınızı attığınız her yerde, onlarca bedenin çürüdüğünü bilmenin soğukluğu, denize baktığınızda soğuk gri bir geminin su yüzüne çıkıp, toplarıyla ölüm yağdırmaya başlayacağı gibi sisli, puslu bir düşünce içinizde. Hayâlinizde savaş görüntüleri canlanıyor, yaralılar can çekişiyor, bir çiçeği koklamak için eğildiğinizde yerde gördüğünüz eski bir düğme, kim bilir hangi askerin ceketindeydi? Çanakkale inanılmaz olaylarla dolu…

_________________
Nerde bizim köy....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://guneykoy.5forum.info
Admin
Admin
Admin
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 82
Yaş : 30
Kayıt tarihi : 07/04/08

MesajKonu: Geri: Çanakkale Mahşeri   4/24/2008, 16:51

Mağrur İngiliz Başkomutanı Hamilton savaş sırasında tuttuğu günlüğüne şu notları düşüyor:

Gece karanlığı topraklar üzerine çöktü. Queen Elizabeth bütün gücüyle Türklere çullandı ve ağır bataryalarıyla dövüşe başladı. Her top alev saçıyor, kükrüyor ve gökteki yıldızları titreten bir şiddetle patlıyordu. Kulaklarımız mumla tıkalı, gözlerimiz nefes kesici sarı infilâklardan yarı yarıya kör hâlde. Yer gök karışıyor ve Türk toprakları hallaç pamuğu gibi atılıyordu… Mevzilenmiş birliklerimizin üzerinden geçerek, tepenin yüksek yamaçlarını cehenneme çeviriyordu… Gök; kırmızı, sarı, kül rengi dumanlar ve alevlerle çakmak, çakmak yanmakta… Taş, toprak, kemik, et yığınları birbirine karışıyordu…” 17 Ağustos 1915.

Her şeye rağmen Çanakkale’de bir destan yazılmıştı…

5. Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sonders hatıralarında hayretini şöyle ifade ediyor:

Türklerin harp malzemesi bulabilmek için İngilizlerin ganimetlerinden faydalanmaya çalışmalarına, az olan kum torbaları yapmak için gönderilen çuvallarla yırtık elbiselerini yamamaya çalışmalarına rağmen, onların kararlılıkla, ya şehit ya da gazi olmak inancı ve güveniyle ölümü hiçe saymalarını nasıl izâh edebiliriz?..

İman gücüyle. Kan akıtarak.. Kuru derelere insan kanını şırıl, şırıl akıtarak…

Çanakkale Gazisi Biga Ramazanlar Köyü’nden Mehmet Aşkın başından geçen vakayı bakın nasıl anlatıyor:

Bir gece beni keşif kolu çıkardılar. Karayürek Deresinin yatağında geziniyordum. Çok susamıştım. Dere şırıldıyordu. Mataramı doldurdum; birkaç yudum içtiğimde, içtiğim suyun tadı çok başkaydı. Ay bulutun arkasından ayrılınca, avucuma mataradan o suyu aldığımda, matarama doldurduğum şeyin kan olduğunu anladım[1]

Çanakkale harp tarihinde ayrıcalıklı yerini alan Dardanos Bataryası, şehitlik rütbesine ulaşan iki subayın adlarına ithafen “Hasan-Mevsuf Bataryası” olarak adlandırılmış ve bu Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı’nın 707 sayılı Başkomutanlığa teklifinin kabulüyle olmuştur.

Bir gece yolunuz buraya düşerse Hasan-Mevsuf Şehitliği’ndeki yaşlı meşe palamuduna sırtınızı dayayın ve sessizce her akşam meleklerin yaptığı yoklamayı dinleyin !

Üsteğmen Hasan, Teğmen Mevsuf, Zabit Namzedi Halim, Telefoncu Mehmet, İsmail, Mustafa…

Hep oradalar.

Bu kahramanlarımızın yaptıklarını görmek istiyorsanız tepeye doğru yavaş, yavaş yürüyün. Önlerinden geçerken, duanızı unutmayın!

Bin yıl geçse de, İngiliz ve Fransız gemilerinin batışını ve arkasından, o gecenin karanlığında papatya tarlasını seyredersiniz.

Onları ölü zannetmeyiniz. Çünkü onlar diridirler! Şehitler bizim mahiyetini bilmediğimiz bir hayat ile yaşamaktadırlar.

Allah yolunda öldürülenlere sakın ölü demeyiniz. Onlar ölü değil, diridirler. Fakat siz farkında değilsiniz.[2]

Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayın. Bilâkis onlar Rableri katında diridirler. Allah’ın bol nimetlerinden kendilerine ihsan ettiği şeylerle sevinç içinde rızklanırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere kendilerine korku olmadığını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.[3]

Mustafa Kemal Atatürk’e Edirne’de Selimiye Camii’ni gezerken, kubbede Balkan Savaşı sırasında, Bulgar toplarının gülleleriyle açılmış bir deliği gösterirler. Atatürk o deliği uzun, uzun seyrettikten sonra bu deliğin asla kapatılmamasını, sonraki nesillere bir ibret belgesi olarak bırakılmasını ve öğretilmesini emreder ve şu sözleri Selimiye’de söyler:

Milletlerin kalbinde his-i intikam olmalı. Bu alelâde bir intikam değil, hayatına, ikbaline, refahına düşman olanların mazarratlarını izaleye matûf bir intikamdır.[4]

Her kemâlin bir zevâli vardır. Dağların ova, ovaların da dağ olduğu az görülen şeylerden değildir.

Anadolu yıllar yılı kendisine bağlı dünyalara karakolluk vazifesini gördü. Geçmiş asırlarda dünya emniyet ve dengesinde, en şerifli vazifenin ona ait olduğunda hiç şüphe yoktur.

Haçlı zihniyetinin hortlatılmasına, Cizvit papazlarının zehirleyici ve öldürücü gayretlerine kadar, bu karakolu yıkma ve karakol erkânını uyutma adına ne kadar hareket varsa hepsi denendi; fakat hasımlarımız hesabına beklenen sonuç elde edilemedi. Düşman cefâdan usanmadı; karakol da “Bu can bu uğurda fedâ olsun!” deyip dayandı. Hâlen dayanıyor.

Bu mücadeleler karşısında onun sarsılmadığını iddia edemeyiz. Bu ulu ağaç birkaç defa hâzan gördü ve kurtlanan koca gövdesi birkaç defa kabuğunu yeniledi; ama o hiçbir zaman devrilmedi. Semasının kararıp, bağrına üst üste hançerlerin saplandığı günlerde dahi, millî ruh kadranında, kendisine ait zaman anlayışı ve onu gösteren rakamlar daima duru ve seçkin olarak okunabiliyordu.

Bu efsanevî ruh, asırlarca, bünyesini tahrip etmek isteyen bin bir paradoks karşısında, yerinden oynamamış ve hep Malazgirt’teki, Kosova’daki ve Çanakkale’deki aşılmaz ve anlaşılmazlığıyla kendini korumuştur.[5]

Goethe, “Kaderimizin arabası görünmez eller tarafından idare edilmektedir. Bizlere sadece, dizginleri, cesaretle tutmak, bir cisme çarpmamak, bir uçuruma yuvarlanmamak için de, ara sıra tekerlekleri sağa-sola çevirmek kalmaktadır.” der.

Enver, Talat ve Cemal Paşalar Osmanlı İmparatorluğunun kader çizgisinde, ihtirasları uğruna, arabayı kayalıklarda içindekilerle beraber parçaladılar. Allah bu milleti daha beterinden korusun!



Ekrem YAMAN
Mersin Vali Yardımcısı
<hr align=left width="33%" SIZE=1>

[1] Mehmet İhsan GENÇCAN, Çanakkale Savaşları ve Sır Kapısından Süzülenler, İst., Bayrak Matbaacılık, 2003, s.(65-66).


[2] Bakara Sûresi 154 âyet.


[3] Al-i İmran Sûresi 160, 170 âyetler.


[4] GENÇCAN, A.g.e., s. 170.


[5] “Son Karakol,” Sızıntı Dergisi, Yıl: 2, Sayı: 21 (Ekim 1980), s. 2.

_________________
Nerde bizim köy....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://guneykoy.5forum.info
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Çanakkale Mahşeri   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Çanakkale Mahşeri
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
GİRESUN - GÖRELE - GÜNEYKÖY KÖYÜ :: Kültürümüz Ve Tarihimiz :: Tarihten Kesitler-
Buraya geçin: